Avrupa Komisyonu Bilgi Toplumu ve Medyadan Sorumlu Genel Direktörü Fabio Colasanti: “Regülatörler son derece büyük bir güce sahipler ve bu gücü kullanırken şeffaf davranmalı ve aynı zamanda gerektiğinde danışmanlık almalılar”

Avrupa Komisyonu Bilgi Toplumu ve Medyadan Sorumlu Genel Direktörü Fabio Colasanti : "Regülatörler son derece büyük bir güce sahipler ve bu gücü kullanırken şeffaf davranmalı ve aynı zamanda gerektiğinde danışmanlık almalılar. Yine de sonuçta bu kendilerinin ve halkın karar verebileceği bir durum. Regülatör faaliyetlerinin yeterli olup olmadığına karar vermek, regülatörlerin ve toplumun değerlendirmesi gereken bir husus bizim değil"

Stratejik Teknik Ekonomik Araştırmalar Merkezi (STEAM) tarafından bu yıl 10.’su düzenlenen Telekomünikasyon Arenası kongresi 19 Şubat Cuma günü gerçekleştirildi. Özellikle “Türkiye’nin Dijital Geleceğini Belirleyecek Telekom Sektöründeki Yeni Açılım ve Yatırım Fırsatları” konusu üzerine odaklanan bu yılki konferansa yurtdışından önemli konuşmacılar katıldı.

Biz de Turk.Internet olarak 10.Telekomünikasyon Arenası’nda açılış konuşmalarından birisini yapan ve Avrupa Komisyonu Bilgi Toplumu ve Medyadan Sorumlu Genel Direktörü Fabio Colasanti ile derinlemesine bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşinin videosunu ve Türkçe tercümesini yazının devamında bulabilirsiniz.

Turk Internet: Merhaba Bay Colasanti. İstanbul’da düzenlenen Telekom Arena konferansında bulunuyoruz. Size Türkiye’deki Telekom ve Medya sektörüne bakış açınızı sorarak başlamak istiyorum. Bizimle ilgili ne düşünüyorsunuz acaba?

Fabio Colasanti: İlk izlenim olarak şunu söyleyebilirim Türkiye’de çok dinamik bir pazar var. Türkiye gibi dinamik ülkelerde talebin artışı son derece açık gözlenebilir ve sonuçlarda tatmin edicidir.

Rekabet bağlamında ise şu anda şaşırtıcı olarak hızla gelişen reformların olduğu mobil sektörü ile sabit hat sektöründeki gelişmeler arasında son derece büyük bir fark mevcut. Mobil sektörde numara taşınabilirliği ve ara-bağlantı ücretlerinin düşürülmesi gibi konularda düzenleyici kurumun yardımları yadsınamaz ancak sabit hat sektöründeki gelişmeler konusunda düzeltilmesi gereken bir geri kalmışlık söz konusu.

Ülke değerlendirmesinden bağımsız olarak, Türkiye’nin bu alandaki attığı adımların yetersiz olduğunu söyleyebilirim. Bence bunun geniş-bant pazarının gelişimi üzerine de ciddi bir etkisi var. Sabit hat sektöründe daha fazla rekabet olursa ve veri akış erişimine olanak veren ürünlerle yerel ağ paylaşıma açılabilirse geniş-bant pazarındaki rekabet de gelişecektir.

Turk Internet: Sizin de bildiğiniz üzere Türkiye’de yerel ağın paylaşıma açılması (YAPA) gibi konuları düzenleyen yeni yasa çalışmaları zaten yapıldı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce bir uygulama eksikliği mi var?

Fabio Colasanti: Anlatmaya çalıştığım nokta, sabah yaptığım sunumda da değindiğim üzere, Telekom kanunlarının uygulanmasının çok karışık bir süreç olduğu. Regülatörlerin pazarı iyi analiz etmeleri gerekiyor. Bunun için de ölçümler yapıyorlar ve tedbirler alıyorlar. Ancak daha sonra aldıkları bu tedbirlerin de uygulamaya dökülmesi ve sonuçları görmeleri gerekiyor. Zira eğer teknik sorunlar yaşanıyorsa, yerel ağın paylaşıma açılmasında uygun bir fiyat belirlemek yetersiz kalmakta. Dolayısıyla regülatörlerin durumu doğru değerlendirebilmeleri için yapmaları gereken pek çok iş bulunmakta. Sonuç olarak görüyoruz ki Türkiye’de şimdiye dek regülatör yapı her ne yaptıysa, sonuçları aslında çok da büyük faydalar sağlayamamış.

Turk Internet: Bir de sabah konuşmanız sırasında Ulaştırma Bakanı’nın da değindiği evrensel hizmetler konusu var. Siz Türkiye’deki uygulamanın evrensel servis anlamında çok da uygun olmadığını söylediniz. Bunun ölçümünü nasıl yapıyorsunuz? Yani evrensel hizmet yükümlülükleri kıstasınız nedir ve neye göre Türkiye’nin yetersiz olduğunu belirtiyorsunuz?

Fabio Colasanti: Bakan Bey’in konuşması bana evrensel hizmetler yükümlülüğünün niçin var olduğu konusunda değişik vizyonlara sahip olduğumuzu gösterdi. Hali hazırdaki Avrupa Birliği yasaları çerçevesinde, ki bu yasalar da aslında kısa bir süre sonra gözden geçirilecek, evrensel hizmet yükümlülükleri yalnızca ve yalnızca bu hizmetleri karşılamaya gücü olmayan insanlara elektronik iletişim servisi sağlamak üzerinedir.

Başka bir deyişle telefon hattı sahibi olamayanlara bu hizmeti sağlamakla ilgilidir. İleride belki geniş-bant hizmeti de bu çerçevede değerlendirebilir. Ve yine yürürlükteki bu yasaya göre, Internet hizmeti veya e-bağlantıların sağlanması, çocuklara ve öğrencilerin bilgisayar sahibi olabilmeleri gibi bazı çok önemli kamu yararı gözeten başka politikalar evrensel hizmet yükümlülüğü altında sunulmamaktadır.

Evet, bunlar çok önemli ve çok değerli politikalar ve bunu yapmaya kaynak ayırabilecek her devleti bu politikalar konusunda destekliyorum. Ancak bu gibi politikaları Telekom sektörü üzerine vergi yükü getirerek sunmak yanlış olur, çünkü böyle bir yükün hem sektörel gelişim hem de rekabetin gelişmesi üzerine çok ciddi negatif etkileri olacaktır. Sonuç olarak bu sabahki konferanslar sırasında açıkça gördüm ki evrensel hizmet yükümlülüğünün ne olduğu konusunda çok farklı bakış açılarına sahibiz.

Turk Internet: Türkiye’deki düzenleyici yapı hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız? Bildiğiniz üzere 2000 yılından beri düzenleyici bir yapıya sahibiz (TK sonra BTK) ve günümüze dek pek çok yasa/düzenleme hazırlandı. Bu konudaki fikirleriniz nelerdir?

Fabio Colasanti: Regülatörlerin daha ziyade kendi kendilerini değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak şunu söyleyebilirim Türk regülatörler Avrupa’da regülatörler arasında oluşturulan işbirliği vasıtasıyla daha çok düzenleyici kuruma ulaşmalı ve sorun çözümü için onların deneyimlerinden faydalanmalılar.

Türkiye’deki regülatörlerin böyle bir işbirliğine daha önce gittiğini biliyorum. Bundan birkaç sene önce bize numara taşınabilirliği konusunda temas kurabilecekleri regülatörler olup olmadığını sormuşlar, daha sonra kurdukları temaslarla da ciddi tecrübeler elde etmişlerdi.

Sonuçta bu işbirliği Türkiye’nin numara taşınabilirliğinde bir başarı hikayesi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak böyle daha fazla işbirliği içinde yer almalılar. Gücünün getirdiği sorumlulukların bilincinde bir regülatör olarak hareket etmeliler. Zira regülatörler son derece büyük bir güce sahipler ve bu gücü kullanırken şeffaf davranmalı ve aynı zamanda gerektiğinde danışmanlık almalılar. Yine de sonuçta bu kendilerinin ve halkın karar verebileceği bir durum. Regülatör faaliyetlerinin yeterli olup olmadığına karar vermek, regülatörlerin ve toplumun değerlendirmesi gereken bir husus bizim değil.

Turk Internet: Yaptınız konuşmada düzenleyici kurumların bağımsız olması gerektiğinden de bahsetmiştiniz. Türkiye’deki regülatörü bu bağlamda nasıl buluyorsunuz?

Fabio Colasanti: Bu konuda bir yorum yapamam. Sonuçta nasıl Türkiye’deki düzenleyici kurumun faydalı işler yapıp yapmadığı konusunda halk karar verecekse regülatörün bağımsızlığı konusu da pazardaki operatörler ve Türk halkının karar verebileceği bir durum.

Ancak şunu söylemeliyim ki bağımsızlık çok önemli, çünkü bazen düzenleyici kurumların pek benimsenmeyen kararlar alması gerekebiliyor. Regülatörler adlıkları kararlarla her zaman fiyatları düşürüp, hizmetlerin herkese ulaşmasını sağlayamayabilirler. Örneğin fiyatlandırmanın düşürülmesi kısa vadede hepimiz için iyi görünse de belki orta vadede belirli hizmetlere ulaşamamamıza neden olabilir.

Dolayısıyla bir regülatörün bağımsız olması, özellikle de siyaset dünyasından bağımsız olması son derece önemlidir. Pek çok ülkede regülatörlerin siyaset dünyasından gelen bir baskı altına girdiğini gözlemledik. Bazı durumlarda bu baskı sektörün gelişimine yardımcı olmayacak bir takım popülist eylemlerin hayata geçmesine neden olabiliyor. İşte bu yüzden bağımsızlık son derece önemli ve gerekli bir olgu.

Turk Internet: Ama Avrupa Birliği'nde de bu konuda sorun görüyoruz. Daha önce Viviane Reding zamanında bazı ulusal regülatörlere cezai yaptırımlar uygulamıştı. Almanya, İspanya ve Portekizli regülatörler ilk aklıma gelenler. Bu konuda neler söyleyecekseniz?

Fabio Colasanti: AB’de regülasyonların uygulanması, tüm 27 üye ülkenin regülatörleri ve Avrupa Komisyonu’nun işbirliği içinde çalışmasını gerektiriyor. Ve evet şuana dek üye bir ülkenin ulusal regülatörü ile anlaşmazlığa düştüğümüz bazı vakalar oldu. Bu durumda kolektif yapı olarak söz konusu ülkelerden anlaşmazlık konusu olan uygulamalarını geri çekmelerini istedik. Ama bu biraz karmaşık bir süreç.

Bazı durumlarda uygulamayı geri çekmelerini isteme yetkimiz var ancak örneğin hukuksal süreçler gibi durumlarda böyle bir yetkimiz yok ve sadece yorumda bulunabiliyoruz. Yaptığımız yorum ve önerilerin ise bağlayıcı bir özelliği yok. Örneğin bazen regülatörler pazarı analiz edip sorunları tespit ediyorlar ancak düzenleyici tedbir getirmiyorlar, bu konuda bazı sıkıntılarımız oldu. Böyle vakalarda harekete geçmek zor olabiliyor ancak sonuçta düzenleyici yapının hedeflerinde bir boşluk, eksiklik ortaya çıkıyor.

Turk Internet: Aslına bakarsanız bence Telekom sektöründe düzenleme yapmak oldukça zor bir iş zira bir açıdan regülatörlerin tüketici çıkarlarını korumaları gerekirken öte yandan Vodafone İcra Kurulu Başkanı Bay Colao’nun da bir demecinde söylediği gibi “Telekom sektörünün” çıkarlarını da göz etmeleri gerekiyor. Bildiğiniz üzere marjlar da oldukça yakınsamış durumda.

Fabio Colasanti: Doğrudur, ancak hiçbir zaman unutmamız gerekir ki düzenlemelerin amaçları regülatörler değil yasalar tarafından oluşturulur. Regülatörler mevcut yasaları uygularlar. Dolayısıyla örneğin pazarda rekabetin korunması veya oluşturulması gerekiyorsa bu yasalarla sağlanır. Regülatörün yapması gereken yasaları uygulamak ve yasanın uygulanış biçimini açıklamaktır. Bu sayede regülatörün eylemleri yargı denetimi kapsamında incelenir.

Ancak konu ister rekabetin korunması, isterse de tüketicilerin daha fazla veya daha az korunması olsun belirlenen amaçlar politik kararlardır ve izlenmesi gereken politika yasalar yoluyla belirlenmelidir. Bu amaçlar regülatörün inisiyatifinde değildir.

Fabio Colasanti: Evet ancak bu alandaki Avrupa Birliği yükümlülükleri oldukça kısıtlı ve farklı yapılar altında görülmekte.

Turk Internet: Siz bu çerçevede, Türkiye hakkında neler düşünüyorsunuz? Bildiğiniz üzere Türkiye’de birisi Telekom sektörünü diğeri de medya sektörünü düzenleyen iki adet regülatör yapıya sahibiz.Sizce bu iki yapıyı tek bir çatı altında birleştirmeli miyiz ya da bu regülatör yapıların sınırları nasıl çizilmeli?

Fabio Colasanti: Bu konuda Avrupa Birliği düzeyinde bir kural veya yaptırım söz konusu değil. Regülatör yapıların ayrı ayrı veya tek çatı altında olması üye ülkelerin tercihine bırakılmış durumda. Şu anda 3 Avrupa ülkesinde, ki bunlar Finlandiya, İngiltere ve İtalya, tüm görsel ve elektronik iletişimle ilgilenen tek bir tümleşik yapının tercih edildiğini görüyoruz.

Başka bazı ülkelerin de bunu gözden geçirdiğini biliyoruz ancak şu anda büyük çoğunluk 2 ayrı regülatör yapıyı seçmiş durumda. Bunun tamamen ülkesel bir seçim olduğunu söylemek lazım ancak bazı ülkelerde karşılaştığım bir konuya özellikle dikkat çekmek istiyorum. Eğer bir hükümet birbirinden bağımsız iki regülatörü bir çatıda toplamak isterse bizim açımızdan bunda hiçbir sıkıntı yok.

Ancak bu yapısal değişiklik halihazırda var olan bir regülatörü el altından lağvetmek için kullanılmamalı zira bize göre hali hazırdaki bir regülatörün keyfi bir kararla kaldırılması kabul edilemez. Kısa bir süre önce regülatör yapılarını tek bir çatıda toplamak isteyen adını veremeyeceğim bir ülkenin Ulaştırma Bakanı ile bir görüşmem oldu ve ona da açık bir biçimde şunu söyledim: “Bunu yapmakta elbette ki özgürsünüz. Ancak bu karar hali hazırdaki regülatör yapıların görev süreleri sona erdikten sonra yürürlüğe girmeli. Hali hazırdaki regülatörleri lağvetmeyi hedefleyen bir yöntem olarak kullanılamaz.”

Turk Internet: Size bir de Avrupa ile ilgili bir sorum olacak. Şu anda Avrupa Telekom sektörünün gündeminde olan sıcak konular nelerdir. Örneğin fonksiyonel ayrım olabilir mi?

Fabio Colasanti: Aslında hayır. Bence şu anda Avrupa’da politik düzeydeki en ciddi tartışmalar yüksek hızda networkler çerçevesinde dönüyor. Avrupa’da hem siyaset dünyasında hem de bakanlar bazında kısacası “politika belirleyiciler” olarak yüksek hızda iletişim networklerine sahip olmamızın toplum açısından çok iyi olacağını düşünmekteyiz.

Böyle bir networke sahip olursak uygulama geliştirmenin önü açılacağı gibi başka pek çok alanda da toplum açısından son derece önemli faydalar sağlanabilir. Ancak aynı zamanda birer tüketici olarak ise şu anda ödediğimiz fiyatlardan fazlasını ödemeye hazır değiliz.

Kısacası hepimiz “Şu an ödediğim fiyatı ödemek kaydıyla 100 Mbps hızda bir networke sahip olmayı çok isteriz,” diyoruz. Dolayısıyla şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Bir tarafta böyle hızlı networklere sahip olursak toplum açısından çok önemli faydalar sağlanacak, ama öte yandan da bunu sağlamak için yatırım yapacak firmalara ciddi bir ek maliyet oluşacak.

Yatırım yapacak firmalar bunun sonucunda gelirlerine ciddi bir artış yansımasını da bekleyemiyorlar zira hiçbirimiz şu anda ödediğimiz fiyatın üzerinde bir fiyat ödemek istemiyoruz. Dolayısıyla ortada bir boşluk oluşuyor ve bu da biz politika belirleyiciler için çözülmesi gereken ciddi bir sorun.

Şu anda Avrupa’da bu konu tartışılıyor ve özellikle hükümetlerin araya girerek rekabeti bozmadan yatırım maliyetlerini nasıl ve ne ölçüde düşürebileceği sorgulanıyor. Şuanda Avrupa Telekom sektöründe tartışılan en sıcak konu aslında bu.

Turk Internet: Son olarak Türkiye'deki Telekom sektörüne neler söylemek istersiniz? Türkiye’nin AB üyeliği süreci konuşulurken sektöre verebileceğiniz bir tavsiye var mı?

Fabio Colasanti: Herkesin hızla yapabileceği değerlendirmeler yerine şunu söyleyebilirim ki Avrupa’daki akademik çevrelerdeki genel yargı AB’de oldukça iyi bir düzenleyici omurganın var olduğu yönünde.

Bu omurga hükümetler ile firmalar arasında bir çeşit anlaşmayı temsil ediyor ve adeta “Belirli şartlar sağlanmadığı sürece regülasyon olacak, bu şartlar sağlandığında hiçbir müdahale olmayacak,” diyor.

Avrupa’da regülasyonlar bu yargı çerçevesinde uygulandı ve oldukça iyi sonuç vererek sektörün gelişimine önemli bir katkı sağladı. Dolayısıyla bunun doğru bir yaklaşım olduğundan şüphemiz yok, ancak sorun şu ki bu yaklaşımın uygulanması oldukça zor.

Türkiye’de bu sektörde yer alan herkes de Avrupa’yı inceleyerek kendi sorunlarına uygun durumlardan deneyim edinmeye çalışmalı. Böylece Amerikalıların (kazanılan deneyimleri uygulamak anlamına gelen) “Aynı maçı Pazartesi sabahı bir daha oynamak” diye bir deyimi vardır Türkiye’de isterse bunu yapabilir.

Belki sadece Türkiye’ye özgü bir takım spesifik problemlerle karşılaşabilirsiniz. Ancak politik anlamda veya regülatör anlamında atılması gereken adımlar bazı ülkelerde 4-5 yıldan uzun bir süredir tartışılmaktaydı ve belirli kararlar o ülkelerde çoktan alındı. Dolayısıyla Türkiye açısından belirli sorunların nasıl çözüldüğü konusunda Avrupa’ya bir göz atmak fayda sağlayacaktır diye düşünüyorum.

 

Kaynak: 24/02/2010 Türk İnternet.com

Bookmark and Share